BAŞBAKAN Yardımcısı Mehmet Şimşek, ABD’den yaptığı açıklamalarla 2 ay sonrasına alınan seçimler sonrasında 2. ve 3. nesil reformlar yapılabileceğini, cari açık ve yüksek enflasyonda iyileşme yaşanacağını söylemiş.
Erken seçim kararının açıklanmasından sonra kurlarda ve faizlerde düşüşler oldu. Daha sonra biraz yükselse de, bu hareket piyasaların erken seçim kararını sevdiği anlamında yorumlandı. Gerçi bu düşüşte, piyasalara el altından verilen Merkez’in faiz artıracağı mesajının etkili olduğu da söyleniyor ama iş dünyasından gelen tepkiler genellikle seçim tarihinin benimsendiği yolundaydı.
Peki, seçimlerden sonra ekonomide ne değişir, niye bu karar benimsendi?
Bence iş dünyası ve piyasalar asıl olarak, bir süredir söylentilerin artması nedeniyle oluşan seçim belirsizliğinin giderilmiş olmasını daha çok sevdi. Bu belirsizliğin giderilmiş olması, yerel seçimlere kadar seçim havasının süreceği, bu arada ekonomideki mevcut kırılganlıkların giderilmesi adına bu tarihin fazla bir şey değiştirmeyeceği gerçeğini unutturdu gözüküyor.
Bu arada piyasaların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri kazanacağı varsayımıyla hareket ettiğini, başka bir adayın güçlenmesine dönük anket sonuçları ve seçimlerden çıkacak başka tabloyu dışladıklarını da gösteriyor.
Erdoğan seçimleri kazandığı takdirde mevcut ekonomik tabloda bir değişiklik olabilir mi, Türkiye ekonomisini kırılgan kılan risklere bakarak, neyin değişip değişmeyeceğini sorgulamak gerekiyor.
Kurların bu kadar yükselmesinin, makro dengelerdeki bozulmaların, yeniden reyting indirimlerinin başlamasının nedenlerini cari açık ve enflasyondaki yükseklik, dış finansman zorlukları, jeopolitik riskler, uluslararası ilişkilerdeki tablo ve Rusya-İran dışında, tüm dünyada bozulan algı olarak sayabiliriz.