Geçtiğimiz yılın aralık ayında Kriter dergisi bu manşetle
çıkmıştı: 'Mücadele Sertleşecek, Hazır mıyız?' O günden bugüne
küresel, bölgesel ve ulusal düzlemlerde mücadele giderek
sertleşiyor. Bu üç düzlemin her biri aynı derecede önemli.
Hiçbirini göz ardı etmek gibi bir lüksümüz yok.
Dün Lübnan Başbakanı Saad Hariri istifa etti. Hariri soyadı,
bölgeyi tanıyanlar için özel bir anlam içerir. Malum Saad Hariri,
2005'te Lübnan'da suikasta kurban giden eski Lübnan başbakanı Refik
Hariri'nin oğlu. Henüz görevinin birinci yılını doldurmamışken
istifa eden Hariri, yaptığı açıklamada İran'ı Arap ülkelerinin iç
işlerine müdahale etmekle, Hizbullah'ı da bozgunculukla
suçladı.
Hariri'nin istifasından hemen önce Beyrut çok ilginç bir konuğu
ağırladı. Ayetullah Hamaney'in başdanışmanı Ali Ekber Velayeti
Beyrut'a gelerek başbakan Hariri'nin de içinde olduğu bir dizi
önemli aktörle görüştü. Meclis başkanı, dışişleri bakanı ve
Hizbullah genel sekreteri, Velayeti'nin görüştüğü isimler
arasındaydı. Hariri, Ali Ekber Velayeti ile görüşmesinin hemen
ardından Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a uçtu. Ve ardından
istifa haberi geldi.
Bu istifanın üzerinde dikkatle durmak gerekiyor. Hariri istifa
gerekçesinde Lübnan'da bundan 12 yıl öncesine benzer bir ortam
yaşandığını ve babasının başına gelen şeyin kendi başına gelmesi
ihtimalinin çok güçlü olduğunu söyledi. Bölge siyasetine vakıf
olanlar Hariri suikastının bölge dengelerini nasıl bozduğunu, 2010
sonrasındaki dalgalanmayı tetikleyecek gelişmelere nasıl zemin
teşkil ettiğini iyi bilirler.
Bölgede yaşananlar bununla sınırlı değil. Dün Yemen'den Riyad'a bir
balistik füze saldırısı gerçekleştirildi. Füze havada imha edilse
de bu eylemin de, Lübnan'da yaşananlar gibi bölgede yeni
çatışmaların fitilini ateşlemesi kaçınılmaz. Öyle görünüyor ki
önümüzdeki dönemde bir yandan İran ve S.
Arabistan arasında vekiller üzerinden süren çatışma derinleşecek ve
bazı alanlarda bu çatışma doğrudan doğruya taraflar arasında
cereyan edecek. Diğer bir yandan yaşanan bu gelişmeler önce S.
Arabistan'ın, ardından İran'ın iç siyasi dengelerini
etkileyecek.
Nitekim dün S. Arabistan yönetimi 11 prens, 5 general ve 12 albayı
tutukladı. Tutuklananların ortak özelliği eski veliaht Muhammed bin
Nayif'e yakın isimler olması. S. Arabistan'dan bir süre önce
yükselen "ılımlı İslam" söylemi bu fotoğrafta nereye oturur
acaba?
ABD, Avrupa, Rusya ve Çin arasındaki geliş gidişler, meydan okumalar doğrudan bizim kaderimizi etkileyecek türden gerçeklikler. Bu güçlerin her birinin bizim ülkemize ve bölgemize ilişkin politikaları, yahut politikasızlıkları da öyle...
Türkiye'nin son zamanlarda, hadi tarih verelim 15 Temmuz sonrasında küresel oyuncularla yeni bir ilişki ve işbirliği kurma çabası içinde oluşu, dışarıda olan bitene bigâne kalması durumunda bertaraf olacağını bilmesinden.
Ne var ki küresel aktörler için Türkiye'nin özne olma çabası pek de saygı duyulan, pek de istenen bir durum değil. Onların gözünde Türkiye yıllar yılı üzerine oyun oynanan bir nesneydi. Oysa Türkiye şimdi bölgesindeki oyunları bozmaya, özne olmaya çalışıyor. Özellikle Batılı küresel aktörler Türkiye'de bir siyasal parçalanma yaşanmasını ve bir bölünme sürecinin önünün açılmasını istiyor. Bu nedenle Türkiye'ye karşı sürdürülen terör faaliyetlerine destek veriyorlar.
Türkiye'nin siyasal istikrarının onca çabaya rağmen korunabilmesi, bölünme sürecinin bir türlü başlamaması ve güçlü bir siyasal liderlikle yoluna devam ediyor oluşu onlar için ciddi bir mevzi kaybı, bizim içinse tarihi bir fırsat...