Seçim ve sandık günü yaklaştıkça, bilhassa siyasetçilerin dilinin kirlendiğine şahit oluyoruz.
Burada tekrarlamaktan ve hatırlatmaktan sıkıldığımız kelimeler ve cümleler sarfediliyor. Siyasetin dili ekseriyetle kirlidir, ama bu kirlilik sandık günü yaklaştıkça daha da artıyor.
Tam bu noktada Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’den isabetli bir ikaz gelmiş. Milletvekili genel seçimleri öncesinde siyasilerin kullandığı üslûba dikkati çeken Görmez, “Bizim çağrımız her mü’minedir. Herkesin daima yapıcı bir gönül dili kullanmasını isteriz. Mümkün olduğu kadar hiç kimse birbirinin kalbini, gönlünü kırmasın” demiş. (AA, 28 Nisan 2015)
Mehmet Görmez, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın siyasetin bir malzemesi haline getirilme ihtimaline de itiraz etmiş. Bu da haklı bir itiraz. Çünkü hak ve hakikat inhisar altına alınamaz. Dolayısı ile sadece Diyanet İşleri Başkanlığı değil, daha temelde “din ve inançlar”ın siyaset malzemesi haline getirilmemesi lâzım.
Başka ülkelerde de benzer problemler yaşanıyor, ama bilhassa ülkemizde dinin siyasete alet edilmesinin çok büyük faturası oldu ve bu faturayı sadece dini siyasete alet edenler değil, millet olarak hepimiz ödedik. Dini siyasete alet etmek görünüşte alet edenlerin kazanmasına sebep oluyorsa da, özde ve temelde onların da kaybetmesine sebep oluyor. Dini siyasete alet eden anlayış, milletin etinden tırnağından artırdığı birikimleri boşa çıkardı. Gerek 28 Şubat süreci ve sonrası, gerekse öncesinde yaşanan benzer süreçler hep bunu ispat etmedi mi?