Avrupa Birliği derinleşme ile genişleme seçenekleri arasında bocaladığı, farklı nedenlerle ikisini birden sürdürmeyi yeğlediği dönemde Avro’yu ve Avrupa Merkez Bankası’nı hayata geçirmeyi başarmıştı. Almanya-Fransa ekseninin öncülük yaptığı, Büyük Britanya’nın mesafesini koruduğu bir yükseliş dönemiydi bu. İşin doruğu Avrupa Anayasası olacaktı elbet. AB’nin yönetsel modeli değişecek, Türkiye için de -hem tam üyelik süreci açısından hem de tam üye olması durumunda- daha avantajlı bir yapı ortaya çıkacaktı. Olmadı, bir dizi referandumla anayasa süreci içinden çıkılmaz bir hal aldı. Yükseliş eğrisi tersine döndü. *** AB’nin içine düştüğü durumun ana nedeni bu değil elbette, ama bu başarısızlığın da AB’nin işlevselliğini yitirmesinde payı var. AB, pek çok küresel ve bölgesel altüst oluş sonrası, siyasi bir daralma, hatta bir tür çözülme hali yaşıyor bugün. Avrupa aklını teslim alan içe dönmecilik AB’nin etkin bir siyaset üretmesini engelliyor, Türkiye ile ilişkilerini de zehirliyor. AB’nin çifte standartçı tutumundan burada söz etmeye gerek bile yok.