https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeceğim. Benim üzerimden “Suriye’de Alevi katliamı var” cümlesini Türkiye’nin içine taşıyan alevi harlayan İsmail Saymaz’ın haklı olduğu tek bir yer var. O, şudur: Ekmek parasını yazarak, kelimelerle kazanan benim gibi bir yazarın, yazısında her şey ayan beyan ortada olmasına rağmen yine de cımbızlanarak servis edilecek bir anlatıma mahal vermemesi, Saymaz ve benzerlerini iştahlandırmaması gerekirdi.
O cümleyi tamı tamına tek bir kelime ilave ederek kurmalıydım. Şöyle yani: “Nusayri teröristler dini inançları bakımından değil, emperyalizme yaptıkları köpekliğin bir sonucu olarak, hâlâ Suriye’de sivil insan öldürecek kadar alçak oldukları için gebertiliyorlar.”
Buradaki “Nusayri teröristler” ibaresi böylece, Türkiye’de çokça kullanılan “Sünni terör unsurları”, “İslâmî cihatçılar”, “cihadistler”, “İslâmcı terör” gibi kavramsallaştırmalarla kastedilen anlam dünyasına denk olurdu.
Yazının bütününe yaydığım ve çok anlaşılır olan meramımı bu cümleye “teröristler” kelimesini ekleyerek tüm yanlış anlaşılmaların önüne geçebilirdim. Bunun için samimiyetle özür dilerim herkesten.
Sonda söylediğimi başta söyledikten sonra geleyim derdime, derdimin anlaşılmasına.
14 yıl boyunca Suriye’deki Nusayri azınlık diktatörlüğü, yanına emperyalist İran’ı ve emperyalist Rusya’yı da alarak, sayılarının 600 bin kadar olduğu düşünülen Sünni Müslüman’ı bazen varil bombalarıyla, bazen kimyasal silahlarla, bazen toplu mezarlara gömerek, bazen yakarak, bazen kafalarını keserek katletti.
Bütün bu katliam boyunca ben ve benim gibiler Suriye’deki Nusayri azınlık diktatörlüğüne ve emperyalistlere karşı koydukça şu an Türkiye’yi “Alevi katliamı var” cümlesine inandırmaya çalışan hemen herkes bu dünyanın en sıradan, en basit insanlarına “terörist” yaftası yapıştırıp ölümlerini meşrulaştırmaya çalıştı. Öfkelendik, yutkunduk, yumruklarımızı sıktık, mücadele ettik o karanlıkla.
2013’te Suriye’deki Nusayri diktatörlüğünün sinir gazı ile yaptığı Doğu Guta katliamında, bu “herkes” hepimizi ortada bir kimyasal saldırı olmadığına inandırmaya çalıştı. İsmail Saymaz’ı, Cemil Kılıç’ı, Barış Atay’ı, Ali Mahir Başarır’ı, Hasan Sivri’si, Tanju Özcan’ı, Ceyda Karan’ı ve daha bilmem kimleri, bizi hep “Suriye’de sivil halkın değil cihatçı teröristlerin öldürüldüğü” cümlesine ikna etmeye çalışırlarken hatırlıyoruz. Üstelik, kadınların, çocukların, masumların öldürüldüğü her gün belgelenirken yaptılar bunu. 8 Aralık Suriye devriminden sonra Sednaya Hapishanesi gerçeği çıktı karşımıza. İnsanlığın gördüğü en kötü hapishanelerden biri bütün dünyayı şoke ederken bu “herkes”, derin bir suskunluğa gömülüp utanmak bir yana, hâlâ Suriye’de Esed’in devrilmesinin olumsuz sonuçlarını konuşuyordu.
Dünyanın en acımasız savaşlarından birinden kaçarak hayatta kalmak için ülkemize sığınan Suriyeli kardeşlerimize “sığıntı” dediler. Ülkemizden gitmeleri için pogrom denemeleri yaptılar. Bunun için çalışan bir siyasal parti bile kurdular.
Bugün gelinen noktada Suriye’nin kahraman evlatları, başlarındaki Nusayri diktatörlüğü tarihin çöplüğüne gönderip, bütün Suriye’yi eşit ve onurlu bir hayata hazırlamaya girişmişken bu “herkes” yine başladı “cihatçı terörist” analizlerine.
Lazkiye’de 13 yıl boyunca Müslüman, Sünni ve ağırlıklı Türkmen kardeşlerimizi soykırıma varacak girişimlerle yok etmek isteyen bu Nusayri teröristler, elebaşları hariç tutulmak üzere Suriye devletinin affına mazhar oldu ve sisteme entegre edileceklerine dair kendilerine güvence verildi. Ancak bu Nusayri teröristler, kendilerine verilen emanın ve güvencenin sağladığı ortamı doğru değerlendirmek yerine Mikdat gibi azılı katiller etrafında toparlanıp sivil katletmeye giriştiler. İlk birkaç gün bu hain, bu alçak terör saldırılarını “zafer havası” olarak lanse eden bu “herkes”, Colani ve arkadaşları meseleye el koyup da bu teröristleri telef etmeye başlayınca birdenbire “Suriye’de Alevi katliamı var” kampanyası başlattı.
Elbette yahu elbette. Elbette savaşa karışmamış hiçbir sivil, savaş suçu işlememiş hiçbir sivil öldürülmesin. Hele asla yargısız şekilde infaz edilmesin. Fakat Suriye’de olan bu değil. Suriye’de olan savaşa karışmamış, savaş suçlusu olmayan Nusayrileri de koruyarak Nusayri teröristleri imha etme meselesi. Terörle mücadele yani.
Bunu bile bile, Türkiye’nin içine doğru bir “Alevi katliamı” çığırtkanlığının pek çok nedeni var ama bence en önemli nedeni Abdullah Öcalan’ın PKK’ya yaptığı “silah bırak” çağrısı.
Mesele benim yazımda bir kelimeyi unutmamdan daha kritik yani. An itibariyle gelinen noktada Nusayri şeyhi olan biri İsrail’i Suriye’ye müdahil olmaya davet ediyor mesela. Bunun anlamını hepimiz biliyoruz değil mi? İran’ın, Suriye’ye ezim ezim ezilerek yenilen İran’ın verdiği destekle Nusayri teröristler an itibariyle “acaba aradan sıyrılır da İran ve İsrail’in desteğiyle bir butik devlet kurabilir miyiz?” oyunu oynuyorlar ama avuçlarını yalarlar ancak. Karşılarında, ülkelerini emperyalistlerin elinden söke söke alan Suriye halkı var. Üç beş Nusayri teröriste pabuç bırakmazlar. Bırakmadılar da zaten. Terörün cezası kesildi ve şimdilik olaylar duruldu. Artık kulağımız bu terörle mücadelede hukuksuzluk eden bir Suriye askeri varsa onların ortaya çıkarılmasında. Biliyorsunuz, Suriye lideri Ahmet el-Şara olayları araştırmak için bağımsız bir soruşturma kurulu kurdu. Devlet olmak bunu gerektirir çünkü.
Unutmadan ilave edeyim. 2014’ten itibaren Türkiye’den Suriye’ye geçerek Nusayri teröristlere destek olan ve onlarla birlik olup “Sünni” Suriyelileri katleden kimi insanların varlığından söz ediliyordu. Savaş ortamında bu insanların kimler olduğunu tespit etmenin kimi zorlukları olduğunu anlıyorum. Ama artık savaş ortamı yok. Dolayısıyla Suriye ve Türkiye makamları koordinasyon içerisinde masum insanları öldürmeyi marifet bilen bu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını tespit edip cezalarını vermelidirler. Terörle mücadele konusunda kimseye taviz verilmemelidir.
Bitirmeden: Türkiye’de yaşayan Nusayriler çok rahat olsunlar. 800 yıldır aynı coğrafyada, başlarına bir şey gelmemesini temin ederek, kardeşçe ve huzur içerisinde yaşıyoruz Anadolu’da. Suriye’de insanları birbirine düşman etmeyi marifet bilen Nusayri azınlık diktatörlüğü tarihin çöplüğüne gittiğine göre aynı barış ve huzur ortamını yeniden inşa etmemizin önünde hiçbir engel kalmamış demektir. Bilmem anlatabiliyor muyum?