TÜSİAD benim için her zaman “statükonun devamını temin etmek için işlevsel bir aparat” olagelmiştir. Statükonun devamını ve politik kaosun sürmesini temin ederek kendi parasal iktidarlarının keyfini çıkarmanın merkezidir nazarımda. Bir gram fazlası değil.
TÜSİAD Başkanı Orhan bilmem kimin Cannes’da Türkiye aleyhine bildiri okuyan Merve Dizdar’ı anımsatan konuşma performansı çok önemsiz elbette. Bundan bahsedecek değilim. Asıl olarak bu performans yoluyla TÜSİAD diye bir yerin varlığını hatırlamanın bende oluşturduğu tiksinti duygusunu kurcalamak istiyorum.
Asker kıyafeti giymiş teröristlerin Türkiye’ye kastettikleri 28 Şubat darbesinin üç temel ayağı vardı. Kendini bir b.k zanneden general tayfası, aldıkları andıçlarla kendini bir b.k zanneden generallerin postallarını yalamaktan zevk alan medya maymunları ve tam o esnada toplumu gönüllerince dizayn edebilecekleri zannıyla sürecin “kaşarlanmış motoru” olmaya gönüllü olan TÜSİAD.
Şöyle şeyler oldu 28 Şubat darbesinde. Memleketin minimumda 100 milyar doları asker-medya-TÜSİAD üçgeninde kayboldu. Çuvala doldurdukları nakit dolarları gece bankalardan çalan “önemli” adamlar gördük mesela. Batan bankaları falan hatırlıyoruz yani. Geçelim 28 Şubat’ın memlekete verdiği sosyolojik zararları, sadece maddi zararını ödemek Türkiye’nin 8-10 yılına mal oldu.
Ellerinde şarap kadehleriyle katıldıkları klasik müzik konserlerinde “işte modern Türkiye bu” diyerek orgazmik zevkler alan asker-medya-TÜSİAD üçgeni, aslında o zevki modern Türkiye üzerinden değil, büyük, çok büyük bir operasyon üzerinden alıyorlardı. Offshore, repo, bilerek şirket batırarak halkı söğüşleme ve Anadolu’da palazlanmaya çabalayan Anadolu sermayesinin beline indirilen darbeler derken 28 Şubat’ın “büyük kazananı” TÜSİAD olmuştu.
TÜSİAD’dan tiksinti duymama neden olan şeylerin toplamını isimlendirmem gerekirse söyleyebileceğim en kestirme şey “Türkiye’den yana olmamaları” olacak. Tamamına yakınını turbo kapitalizme iman etmiş küreselci iş adamlarının oluşturduğu bu tuhaf topluluk, kuruldukları 1971 yılından beri “gemisini yürütmek için politikayı dizayn etmek, politikayı dizayn edemedikleri dönemde de askerle iş tutmak” dışında pek bir şey başarmış değiller.
Her zaman söylediğim bir şey var. Nostaljik bir özlemle çocukluklarını, gençliklerini anımsayan insanların 80’ler ve 90’lar güzellemesini yapmasını bir noktaya kadar anlıyorum. Ancak “80’ler ve 90’lar Türkiye’si çok iyiydi” diyerek operasyon peşinde koşan bazı dangalakların toplumu büyük bir yanılgıya sürükleme çabası sarf ettiklerini de görüyorum.
Toplu katliamlar, fail-i meçhuller, terör belası, her yıl yenilenen seçimler, bitmeyen ekonomik sefalet, gelişmemiş bir ülke görüntüsü ve dahası çok çeşitli vesayet odaklarının ne derse olduğu bir ülke. Türkiye, 80’ler ve 90’lar boyunca bundan bir gram fazlası değildi. Ve bu görüntünün başlıca mağduru da “vesayet odaklarının dahliyle bir türlü güçlenme fırsatı bulamayan sivil siyaset” idi.
Sevelim sevmeyelim, beğenelim beğenmeyelim, Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’deki vesayet odaklarını birer birer devirdiği gerçeğini görmezden gelemeyiz. Her türden vesayet odağıyla çarpışa çarpışa ilerledi Recep Tayyip Erdoğan.
Geldiğimiz noktada Genelkurmay Başkanımızın adını Googlea sormadan bilemiyorsak, 2022 yılından beri TÜSİAD başkanlığı yapan Orhan bilmem kimin adını neredeyse ilk defa Merve Dizdar performansıyla gündemimize alıyorsak, vaktiyle ayda 150 bin dolar maaş alıp rakip gazeteye transfer olmak için Boğaz Yalısı talep eden medya maymunlarının esamisi okunmuyorsa rahatlıkla diyebiliriz ki o vesayetlerle mücadele süreci o ya da bu oranda başarıya ulaşmıştır.
Fakat daha çok uzun bir yolu var Türkiye’nin. Yeniden her şeyin aynı hale gelmemesi için gereken yapısal değişiklikler bitmiş değil. Hukuk regülasyonu tamamlanmış değil. Kültürel iktidar meselesi yeteri kadar anlaşılmış değil. Her şeyden önemlisi “sivil bir anayasa hayali” henüz gerçek olmuş değil.
Geldiğimiz noktada “ihtiyatlı bir iyimserlik” barındırmak için de “ulan Allah bunların eline fırsat vermesin” demek için de yeteri kadar done var elimizde.
Yol uzun, fakat varılmaz değil.