İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Yeni Şafak Gazetesi

“Liberal dünya düzeninin sonu mu?”

Soru bana ait değil. BBC’nin Rus gazetecisi Grigor Atanesian’ın ne dediği pek de anlaşılmayan aynı başlıklı bir yazısında yer aldı iki gün önce. Yazarın “liberal dünya düzeni” tanımı pek hoş doğrusu: “Liberal dünya düzeni taahhütler, ilkeler ve normlar üzerine kurulu bir uluslararası ilişkiler sistemini ifade ediyor. Temelinde uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM), BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi gibi kurumlar yer alıyor. Ayrıca, liberal dünya düzeni serbest ticaret gibi değerleri temsil

04 Mart 2025 | 0 okunma

https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac

Soru bana ait değil. BBC’nin Rus gazetecisi Grigor Atanesian’ın ne dediği pek de anlaşılmayan aynı başlıklı bir yazısında yer aldı iki gün önce.

Yazarın “liberal dünya düzeni” tanımı pek hoş doğrusu: “Liberal dünya düzeni taahhütler, ilkeler ve normlar üzerine kurulu bir uluslararası ilişkiler sistemini ifade ediyor. Temelinde uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM), BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi gibi kurumlar yer alıyor. Ayrıca, liberal dünya düzeni serbest ticaret gibi değerleri temsil ediyor ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar tarafından da destekleniyor. Bu düzenin ideolojik varsayımı, Batı tarzı liberal demokrasinin en iyi yönetim modeli olduğu inancına dayanıyor.”

Yanılıyorsam lütfen beni düzeltin ama “temelinde uluslararası hukuk”un olduğu bir dünya düzeni hiçbir zaman gerçek olmadı, hiçbir zaman hayata geçmedi. Hele son üç yüz yılda sürekli güçlülerin kuralları koyduğu, esnettiği, bozduğu, sonra yeniden kural koyup yeniden bozduğu bir sarmalın içerisinde debeleniyor dünya. Fakat Atenasian gibi “Avrupacıların” bu soruyu sorarak aslında dile getirmek istedikleri tam olarak şu: “Bu sarı manyak Trump, Putin’le falan anlaşıp Avrupa’yı mecalsiz bırakırsa ne halt edeceğiz?”

Ülkemizdeki Avrupa etki ajanlarının tutuşmuş paçaları da, savcı bir şirket CEO’sunu yahut TÜSİAD’ın bilmem nesini ifadeye çağırınca Avrupa’nın yeri göğü inletmiyor oluşu da bana başka, bambaşka bir dünyaya doğru dörtnala gittiğimizi düşündürüyor.

Bu, burada bir dursun.

Aslına bakılırsa sarı manyağın “ABD’nin tüm eski dış politika angajmanlarını, başarılarını ve başarısızlıklarını inkâr ediyorum. Hiçbir nezaket göstermeden tam bir 17. yüzyıl sömürgeni olarak hareket edeceğim. Amerika’ya neresi, ne şekilde lazımsa oraya doğrudan çökeceğim” şeklinde atarlanması başka, Trump Amerika’sının dünyanın her yerine dalmaya güç yetirebilmesi başka bir şey. Bu olmayacak iş elbette. Trump her ne kadar “manyağın biri” gibi duruyorsa da başlatabileceği fiziki müdahalelerin sayısını da Amerika’nın mevcut gücünü de biliyor.

“Liberal dünyanın sonu” önermesi böylelikle denilebilir ki Avrupa’nın omuzlarına yük olmasına, kendilerine sürekli “modern dünyanın değerleri” falan gibi son derece boş şeylerle üstünlük taslamasına bir noktada “hadi lan oradan, dürrükler” diyen ABD ve Rusya’nın tavrı anlamına geliyor.

Yani şu. Öyle diplomasiymiş, nezaketmiş, iletişimmiş falan bunlara gerek yok liberal dünyanın sonunda. Dün Gazze’yi işgal etmek, orada soykırım yapmak için yine de bazı çekimser açıklamalar, bazı endişeler falan zikretmek zorundaydınız. Şimdi bu Sarı Manyak, Gazze’yi turizm merkezi yapmak için herhangi bir uluslararası izne, herhangi bir nezakete falan gerek duymadan, “bam bam bam giderim” diyor.

Tabii diyor demesine de, eşek değilse savaş teknolojisinin nasıl demokratikleştiğini de görüyordur herhalde. 150 dolarlık Yasin roketiyle 2 milyon dolarlık Markava tankını yok eden savaş teknolojisi, sadece Gazze’de değil, ABD’nin ya da herhangi başka bir emperyalistin işgal edip çökmek istediği her coğrafyada bir “yok öyle yağma” etkisi yaratabilir.

Sarı Manyak’ın Rusya’yı arkalayıp Ukrayna’nın nadir toprak elementlerine el koymaya çabalaması, ben yazıyı yazdığım sıralarda hâlâ “bir ihtimal olarak” sıcaktı. Avrupa’nın kendisini af buyurun “cami avlusuna bırakır” gibi bıraktığı Zelenski, Beyaz Saray’da yaşadığı fecaate rağmen İngiltere’de “ABD ile madenlerle ilgili anlaşmayı imza edebiliriz” falan gibi şeyler geveliyordu.

Geldik meselenin ek yerine. Meselenin ek yeri şurasıdır: Liberal dünya düzeninin (ya da bilmem ne zıkkımın) sonunun geldiği ve dünyanın bütün enerjisiyle yenileneceği bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Burada bizimki gibi ülkelerin bu yeni eşiğe nasıl uyumlanacakları çok ama çok önemli bir mesele olarak karşımızdadır.

“Türkiye Zelenski’sini arıyor” diyenlere mi kulak asacağız yoksa “Türkiye Türkiye’den büyüktür” diyenlere mi?

Bu yenilenmenin yönünü tam olarak bu tercih belirleyecek.

Zelenski dedim diye hemen aklınıza Ekrem İmamoğlu gelmesin. Zelenski öyle ya da böyle saygınlığını az da olsa muhafaza etmek için bedel ödemeyi göze alan biri. O yüzden lütfen iki ismi karşılaştırmayalım. Zelenski’ye ayıp olur, çok ayıp olur.

YAZININ DEVAMI

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Nur Serter kıtalar dolaşıyor 01 Nisan 2025 | 384 Okunma Bir dağdan iner gibi 30 Mart 2025 | 191 Okunma O esnada memleketin bir başka yerinde 29 Mart 2025 | 193 Okunma Çatrak 25 Mart 2025 | 648 Okunma Yakarış 23 Mart 2025 | 268 Okunma