Bilgiyi dünyevi manevi diye böldü modern dünya. Evet bölünebilir tabii istediğimiz kadar. Ne kadar bölünse de aslında parçalanamıyor. Çünkü bilmenin üst sınırı yok.
Gelgelelim küresel batı değerlerinin bu ‘çokluktaki bir’ veya ‘birdeki sonsuzluk’ algısını tam ortadan ikiye bölme eğilimi yüzünden dünyevi ve uhrevi olanı birbirinden ayrı kabul etti modern toplum.
Madde ile manayı birbirinden kopardı. Yeryüzü ile gökyüzünü, zahir ile batını hep böldü, böldü. Bunun yansıması olarak hayatımızın tamamına yayılan bir ikilikler topluluğu, gönlümüzdeki bütünlük algısını da perdeledi, perdeliyor.
Bilgiyi de işte böyle sınırlıyoruz Mesela laboratuvar deneyimlerinden ibaret bir bilimselliğe mahkum ettik kanıt peşinde koşacağız diye, sebeplerle sonuçlar arasında.
Bugünün dindarları da bundan münezzeh değil tabii. Maneviyatı kendilerine atfedip sekülerliği dinsizlere bırakıyorlar büyük ölçüde. Bu da aynı ikilik algısının ürünü. Halbuki hayat tecrübesi bizi her seferinde bunların iç içeliğine şahit tutuyor.
Maneviyatın seküler mizaçlılarda çok yoğun yaşanabildiğine de, en dinsiz olduğunu iddia eden kişilerdeki müthiş gönül açılımlarına da pratikte tanık olup duruyoruz her devirde.