Bizim kültürümüzde okuyarak adam olmanın çeşitli alt başlıkları vardır. Okumanın gerisinde sözlerin kalpte/zihinde canlanması ve hayata tavırlara geçebilmesi için bize lazım olan sohbettir mesela. Talipler kulağından döllenir derler.
Çünkü bize okumak yetmez, olmakla yükümlüyüz. Alıntı kültüründen yaşantı kültürüne geçemediğimiz için medeniyetin yapıtaşı olan kültür sanat alanında bir türlü genişleyemiyoruz deyip duruyorum yazılarımda. Bir bakıma bize gereken bu sohbet kültürünü geliştirecek can kulağını eğitmek olmalı.
Bizim kültürümüzde her şey canlıdır. Her şey Onu hamd ile tesbih eder. Bu yüzden her şey konuşmaktadır kendi dilinde. İşitmeye başladıkça her şeyle sohbet etmeye başlıyoruz işte. Tabii şeyler de bizimle.
Seslerin kulağa gelirken büründüğü farklı anlamlar ve kastettiklerinden bize ulaşan ince bağlantılar her zaman can kulağımıza meleke kazandırmaya adaydır.
Bize yollanan mesajları gönlümüzde işitmeye başladıkça şeylerin zikrini de fark etmeye başladık demektir. Roman yazmak işte bu şeylerin konuşmasını işitmeye bir davettir benim için.
Çünkü ancak yazarak can kulağım açık hale geliyor ve her kelime aslıma beni yaklaştıracak bir sohbete başlıyor benimle. Diyebilirim ki en çok yazarak her şeyde mevcut olan özü, hû sesini işitmeye yaklaşıyorum âcizâne.