Kerkük ve Kuzey Irak’ta olanları etnik kimlik mesele gibi görmeye, mezhep çatışmalarının odağı olarak kodlamaya bizi mahkum edenler vicdanımızın örtülmesine katkıda bulunuyor. Bilerek bilmeden.
Bölgemizin gerçeğini son derece vasat bir mertebede okuyabiliyoruz. Gerçeğin içi var, içi var. Terörle, yıkımla, sınır ihlaliyle beslenen çatıştırma moderatörlerinin alenileşen hileli hamleleriyle hayatımıza yansıyan adaletsizliğin vebalini hiçbir zaman sorumlu üstlenmiyor. Algı operatörleri işte tam bu noktada bütün bir etnik köken, bütün Kürtler suçlu ilan edilmiş gibi bir ‘akıllı mağduriyet’ okuması yaptırıyorlar hepimize. Gerçek yine içeri kaçıyor, zulüm şiddetlenerek devam ediyor.
Hal böyleyken, dışımızda çevremizde her yanımızda sıcak savaşlar yaşanmaktayken, hiçbir şey olmuyormuş gibi sosyolojik diplomatik küresel dilin söylemleriyle muhalefet sergileyenlerin düştüğü kısırdöngüden hiçbirimize bir hayır gelmedi, gelmiyor.
Bunca algı çarpıtan kurgu profesyonelleri arasında bize lazım olan benliksiz bir ben merhalesinden bakabilmek, ki olduğu gibi görebilelim. Gerçeğe açık uçlu sorularla yaklaşmaktan bahsediyorum. Savaşta da sanatta da.
Pek mühim görüşlerimize kanıt olsun diye gerçeğin birazını cımbızlayıp alıntılamaktan hepimiz vasatlığa mahkum edildik. Zihnimiz hadım oldu. Sonra da medeniyet naraları atıyoruz durmadan! Yüzeyselliğin bahçesinde birbirimize hiç değmeden itibar kazanmayı umuyoruz. Ama bu arada birileri ölüyor, katlediliyor, savaş son hızıyla sürüyor. Farkına varmıyoruz.
***