Partinin kurucusu ve "fiili" lideri konumundaki Cumhurbaşkanı Erdoğan'la aralarındaki fikir ayrılıkları kamuoyuna fazla yansımadığı için Davutoğlu'nun istifası şaşkınlıkla karşılandı. Oysa bu sürece giden yolun taşları çok önceden döşenmeye başlandı. Başbakan, HDP milletvekilleriyle yapılan Dolmabahçe görüşmesi, Çözüm Süreci, ekonomi politikaları, AB ile ilişkiler gibi birkaç konuda Cumhurbaşkanı ile ayrı düşmüştü. Son olarak da 29 Nisan'da Ak Parti'nin 50 kişiden oluşan yönetim organı MKYK'da, 47 üyenin kararıyla Davutoğlu'nun hayati yetkileri elinden alındı. Partinin en yetkili karar organının sergilediği bu ezici iradenin ardından bir genel başkan ne yapması gerekiyorsa Davutoğlu da onu yaptı. Şık ve nazik bir şekilde... Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan da Başbakana aynı nezaketle teşekkür etti: "Ben de huzurlarınızda daha önce başdanışmanım olarak, Dışişleri Bakanım olarak uzun yıllar birlikte çalıştığım, 20 aydır da Başbakan olarak bu birlikteliği daha ileriye taşıdığımız Sayın Davutoğlu'na teşekkür ediyorum." Ak Parti yönetiminin aldığı kararın ardından Davutoğlu'nun sergilediği tutum ve Cumhurbaşkanı'nın tavrı bu denli netken, söylenecek her söz fazla olacaktır.