Bundan tam 25 yıl önce bu günlerde 7010 metrelik Khan Tengri Dağı’nın ilk Türk tırmanışını gerçekleştirdim ve profesyonel dağcılık kariyerimi inşa edeceğim yüksek irtifa dağcılığına başladım. Üniversite’de okurken karar verdiğim, Türkiye’nin ilk 8000’lik tırmanışını yapan dağcı olma hedefimin ilk adımı olan, yüksek irtifada kendimi ve metabolizmamı tartma imkanı da bulduğum bu tırmanış, hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Bilkent Üniversitesi’nden mezun olmama çok az bir zaman kala tanıştığım, okulumuzda misafir profesör olarak bulunan ve Leningrad Üniversitesi dağcılık kulübü Club Bars’ın üyesi Dimitri Korotkin’le yaptığımız sohbetler önümde yepyeni, yabancı, ürkütücü ama bir o kadar da cazip bir kapı açtı: Dünyanın en güzel dağlarından biri kabul edilen 7010 metrelik dev Khan Tengri piramidini tırmanmak.
Khan Tengri olağanüstü güzellikte dev bir piramit. Uzaktan ilk gördüğümde de çok etkilenmiştim ve buraya nasıl çıkacağımı düşünmüştüm. Buraya ilk kez gelen Avrupalı dağcı – coğrafyacı Merzbaher, Khan Tengri’yi gördüğünde, “Bu dağın zirvesine insan ayağı hiçbir zaman değmeyecek” diye bağırmış. İlk izlenimde ona hak vermemek elde değil; yaklaştıkça dağın güzelliği karşısında şaşkınlığım ve hayranlığım daha da artmıştı. O güne dek hayatımda gördüğüm en büyük şey olan Khan Tengri’ye dünyanın en güzel zirvelerinden biri denmesi boşuna değilmiş, hele benim gibi üç – dört bin metrelik dağlara alışkın biri için fazlasıyla etkileyiciydi.