Brüksel'in Midi istasyonundayım ve önümde iki seçenek var. Bu şehirde kalmayacağım kesin. Trenle Paris'e gidebilirim, çünkü Paris her zaman Paris. Ya da her saat başı olan Köln trenine binip hem coğrafi hem kültürel olarak bir başka uca savrulabilirim. Kendi kendime "Şimdi olmayacaksa ne zaman?" diyorum ve yılladır ziyaret etmeyi istediğim ama sürekli bir başka zamana ertelediğim Köln'e doğru yola çıkıyorum. Aslında bu ta liseden beri hayalimi kurduğum bir seyahat. Yıllardır Köln'e gitmek istiyorum ama kendi kendimi ikna edecek bir bahane bulamıyorum. Almanya'ya gitmek genel olarak keyif vermiyor zaten bana. Bekliyorum ki bir zorunluluk olsun, mesela bir toplantı çıksın, bir iş seyahati vesilesiyle Köln'e gideyim. Galiba hiç kimse iş için Köln'e gitmiyor, en azından çalışmaya başladığımdan beri beni götürecek bir bahane bulamadım. Köln'e yıllardır tek bir nedenle gitmek istiyorum; bir tablo görmek için. Herhangi bir tablo değil, gördüğümden beri beni bir şekilde etkisine alan ve zaman içinde baktıkça "Acaba bu tablo hayatımın öyküsü mü?" diye düşündüren bir eser. Bazen bu tabloyu hiç görmemiş olsam hayatımın yönü biraz daha farklı olur muydu diye de aklımdan...