Ayla filmini seyreden herkes gibi benim de Süleyman astsubayın vefa ve şefkatine hayran olduğum, küçük Eunja Kim’in saf ve tertemiz sevgisine gözyaşlarımı tutamayarak eşlik ettiğim doğrudur ama itiraf etmeliyim ki beni en çok sarsan Nimet Hanım’ın aşkı oldu.
Kahramanmaraş’ta bir genç kız Nimet Hanım. Sene 1950. Komşu oğlu Süleyman’a gönül kaptırmış. Muhtemelen kendisinden başkası bilmiyor aşkını, Süleyman bile. Belki annesi biliyor biraz, o da anlattığı için değil, hissettiğinden. Anneler hisseder aşkı. Süleyman’ın tayini Hatay’a çıkıyor. Orada bir güzele âşık oluyor, nişan arifesindeler. Nimet’in haberi yok bu işten.
Birleşmiş Milletler Kore Savaşı’na müdahale edecek. Komutanıyla konuşuyor Süleyman astsubay, gönüllü yazılıyor Kore’ye gidecek Türk tugayına. Gitme diyor sevdiği kız, o kadar asker var, niye sen gidesin ki? Gidiyor, çarpışıyor aslanlar gibi ve savaşın ortasında bulduğu kimsesiz bir kız çocuğuna sahip çıkıyor Süleyman. İsmini söylemek zor Eunja’nın. Ay gibi yüzü var madem diyorlar, ismi Ayla olsun. Savaşın dehşeti içinde babalık ediyor o yavrucağa.
Zor günler. Hatay’a mektuplar geliyor Kore’den. Sevdiği kız sitemle okuyor mektupları, geleceği günü iple çekiyor Süleyman’ın, niye gittin ki sanki diyor her defasında. Haydi gittin, bu bir yıl daha kalma meselesi de nereden çıktı? Hem küçük bir kız çocuğu için değer mi bu ayrılığa? Ailesine de mektuplar gönderiyor Süleyman. Baba gelen mektubu okurken, komşu kızı mutfağın kapı aralığından dinliyor yazılanları. Gözünde yaş, dilinde dua: “Allah’ım ne olur ona bir şey olmasın.” Ayla’yı duyunca göğsü kabarıyor gururla; “İşte benim Süleyman’ım, ona da böyle davranmak yakışırdı.”
Kore Savaşı’ndan haberler var radyoda. Hatay, Türk tugayının dönüş haberini duymak için bekliyor radyo başında. Maraş Süleyman’ın sağlığı için dualar ediyor gözyaşlarıyla. Sevilen kendisi için bekliyor Süleyman’ı; seven Süleyman derdiyle kendisini unutmuş.
Ayla’dan ayrılık vakti geliyor, Türk tugayı dönecek ama ayrılık zor, alışmış birbirine baba evlat. Ağlıyor gitme diyerek küçük kız, Süleyman Astsubay söz veriyor ona: Geleceğim bir gün, seni tekrar göreceğim.