Yeni Zelanda’da iki camiye yapılan dinci, ırkçı saldırı sonrasında, AKP’li Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan –Çanakkale Savaşı anma töreni konuşmasında- şöyle dedi: “İstanbul’u Konstantinopol yapamayacaksınız. Dedeleriniz geldiler, burada olduğumuzu gördüler, kimi ayakta kimi tabutta geri döndüler. Aynı niyetle gelecekseniz sizi de bekleriz. Sizleri de dedeleriniz gibi uğurlayacağımızdan hiç şüpheniz olmasın...”
Erdoğan’ın bu ağır sözleri Avustralya’da ve Yeni Zelanda’da tepki çekti. Avustralya Başbakanı Scott Morrison, “Atatürk, ülkesini modern ve kucaklayıcı bir ulusa dönüştürmek istiyordu” diyerek Erdoğan’ın sözlerinin “bu ruhla bağdaşmadığını” söyledi.
Atatürk’ün “modern ve kucaklayıcı bir ulus”
yaratmak istediği doğru, ancak eksik…
Atatürk, çok daha fazlasını istiyordu;
“yurtta barış, dünyada barış” diyordu.
Dünyada bir “uyum ve iş birliği
çağının” açılması gerektiğinden
söz ediyordu.
ATATÜRK’ÜN BARIŞ FORMÜLÜ
Atatürk, gerçek barış için her şeyden önce -tıpkı kendisinin yaptığı gibi- emperyalizme karşı tam bağımsızlık mücadelesi vermek gerektiğini düşünüyordu. Onun için “barış” demek, her şeyden önce “tam bağımsızlık” demekti. Çünkü emperyalizmin ve sömürünün olduğu yerde gerçek barışın olmayacağını görüyordu.
31 Ocak 1923’te İzmir’de halka şöyle demişti: “Biz barış istiyoruz dediğimiz zaman ‘tam bağımsızlık’ istiyoruz dediğimizi herkesin bilmesi lazımdır. Barışın anlamı budur. Bunu istemeye hakkımız ve gücümüz vardır. On sene, yirmi sene sonra aşağı görülerek ölmektense şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutarız.” (1)