15 Temmuz, son 15 senelik AK Parti iktidarında rahata alışmış, zenginleşmiş ve demokrasinin tadına varmış Türk insanına bu aşamaya kolay gelinmediğini hatırlatması açısından önemliydi. Son yıllarda Çanakkale ruhunu, Türk milletinin işgallere karşı ortaya koyduğu asil direnişi 15 Temmuz kadar çarpıcı bir şekilde hatırlatan bir olay yaşamamıştık. Üzerinden 102 sene geçse de ne Türkiye’nin tarihi bakiyesi ne de Türkiye’ye yönelik saldırıların tabiatı değişti. Çanakkale’de sömürgelerinden topladığı askerlerle topraklarımıza göz dikenler, 101 sene sonra yine sömürge artığı ve devşirme zihniyetlerle, terör örgütleriyle ve maddi-manevi tüm imkanlarıyla Türkiye’yi işgal etmeye yeltendiler.
Çanakkale ruhunun soyut bir tarih referansı olmadığı, vatan ve şehadet için düşmana meydan okumanın bu milletin DNA’larında olduğunu 15 Temmuz’da daha iyi anladık. Daha doğrusu, 15 Temmuz’da şahit olduğumuz mücadele, Türk milletinin Çanakkale’yi daha iyi anlamasına ve mücadelenin devam ettiği bilincinin gelişmesine vesile oldu. Zaman, ölçek ve metotlar değişik olsa da özünde benzer saldırılar altında olan Türkiye’nin mücadelesi daimi hazırlık gerektiriyor. Çanakkale’deki iman ve imkansızlıkları, Türkiye’nin içinden geçtiği şu kritik dönemeçte iman ve imkanlara çevirmekten başka çaremiz yok. 16 Nisan sonrası sistemsel dönüşümle birlikte her türlü meydan okumaya hazır devlet kurumları, teknoloji ve insan kaynağı oluşturmak Çanakkale’de imkansızlıklarla boğuşan, 15 Temmuz’da göğsünü siper eden millete karşı hepimizin vazifesi. İman ile imkanı birleştirmek zorundayız.