Yasin Aktay
Yasin Aktay Yeni Şafak Gazetesi

Suriye’de artık bir devlet var

Suriye’de 61 yıllık kan dökücü, cani ve karanlık rejimin halk eliyle devrilmesinden sonra kurulan yeni devletin yol haritası yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Tabi aslında kendi doğal temposunda ve seyrinde. Bizde veya Avrupa’dan bazıları daha ilk günden ülkenin nasıl bir karanlıktan, nasıl bir cehennemden çıkmış olduğuna bakmaksızın kendi pembe dünyalarından akıllar vermeye başladı bile. Ahmet el-Şara’nın serbest ve dürüst seçimler için doğal olarak en az üç-dört yılı işaret etmesi üzerine neredeyse

22 Şubat 2025 | 172 okunma

https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac

Suriye’de 61 yıllık kan dökücü, cani ve karanlık rejimin halk eliyle devrilmesinden sonra kurulan yeni devletin yol haritası yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Tabi aslında kendi doğal temposunda ve seyrinde.

Bizde veya Avrupa’dan bazıları daha ilk günden ülkenin nasıl bir karanlıktan, nasıl bir cehennemden çıkmış olduğuna bakmaksızın kendi pembe dünyalarından akıllar vermeye başladı bile. Ahmet el-Şara’nın serbest ve dürüst seçimler için doğal olarak en az üç-dört yılı işaret etmesi üzerine neredeyse katil Esed’in ruhundan medet isteyeceklerdi. Ne bekliyor olabilirlerdi ki? Hemen yarın seçim yapılmasını mı? Hangi halkla, hangi nüfus envanteriyle, hangi sistemle? Verdikleri tepkilerle ne dediklerinin farkındalar mı? Laf-u güzaf tabi.

Elbette ciddiye almaya bile değmez ama 61 yıldır halkının milyonlarcasına cehennemi yaşatmış olan bu rejimden kurtulmuş olmanın sevincini ve bu sevinçle kendi tedbirini almalarını bile bu insanlara çok gören zihniyete nedense çok yazık ki fazlasıyla aşinayız.

Allah’tan Suriye’de emaneti üstlenmiş olanlar gayet ehil ve gayet akıllı-olgun insanlar. Ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını çok iyi biliyorlar. Herkesin aslında ilk etapta bilmesi gereken şey bu insanların 61 yıllık bir haydut çetesi yönetiminin ardından Suriye’yi kurtaran insanlar olarak çok büyük bir saygıyı ve takdiri hak ediyor oldukları. Diğer yandan bu kadro yönetirken en ufak bir kibir, dışlayıcı bir intikam duygusu veya rövanşist davranışlar sergilemiyor. Zafer coşkusuyla bir şımarıklık sergilemiyor. Tabi oldukları İslami ahlak ve düstur onları hemen her alanda zaten hukuk ve ahlak sınırlarında kalmaya zorluyor. Onlar bu sınırlarda kaldıkça da çok model örnekler sergiliyorlar.

Geçtiğimiz günlerde Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı olarak ilan edilen Ahmet Şara’nın kendi resimlerinin devrimin bir ikonu olarak meydanlarda veya resmi dairelerde asılmasına karşı sergilediği tutumun, bugünün bütün modern iktidarlarının ikonist zihniyetlerine meydan okuyan bir yanı bile olabilir. İran’daki devrimden sonra Humeyni bile kendi resimlerinin bu şekilde ikonlaştırılmasından geri durmamış buna hiç itiraz etmemişti. Bunu bir kenara kaydedelim. Şara’nın ve onu yöneten kadronun bu tutumu kuşkusuz Suriye’deki yönetimin daha katılımcı, daha istişareye dayalı ve başkalarını tanıyan saygı duyan bir hassasiyeti canlı tutacağının işaretlerinden biri.

Geçtiğimiz hafta içinde Suriye Anayasasının hazırlanması ve Suriye’deki genel gidişatı istişareyle ele almak üzere bir Ulusal Konferans Hazırlık Komitesi oluşturuldu mesela. Bu Kurulun Sözcüsü Hasan Duğeym’in ilk toplantılarının ardından komitenin çalışmalarına ilişkin yaptığı değerlendirmeler oldukça umut verici:

Duğeym açıklamasında Komitenin Görev ve İlkelerini şu şekilde sıraladı:

“Komite ⁠Suriyeliler arasındaki iletişimi yönetir ve geliştirir.

Tartışmaları, kurul çalışmalarını ve fikir alışverişini kolaylaştırır.

Çoğunluk görüşlerine dayanarak tartışmaları yapılandırır, analiz eder ve özetler.

⁠Konuları dikte etmez, düzenli ve verimli bir diyalog ortamı sağlar.

Toplantıları açıktır; gizli gündem veya kapalı oturumlar bulunmaz.

⁠Tüm hazırlık çalışmaları, ziyaretler ve girişimler şeffaf olup kamuoyunun tartışmasına açıktır.”

Komitenin ilk toplantısı için seçtiği mekân çok önemli. Suriye devriminin beşiği işlevini yerine getirmiş olan İdlib şehrinde yapılmış olan ilk oturumunda özellikle yerinden edilen vatandaşlar, yeniden inşa süreci ve evlerine dönüş konusu öncelikli olarak gündeme getirildi ki bu konu, özellikle merkezi ve güney İdlib, doğu Halep, Humus, Doğu Guta, Deraaya ve Cobar gibi ağır yıkıma uğrayan bölgeler için hayati önem taşıyor. Binlerce kişi hâlâ temel ihtiyaçlardan yoksun şekilde çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor, bu da geri dönüş sürecini en büyük endişe kaynağı haline getiriyor.

Bu arada komite uluslararası kuruluşlara da eleştiriler yöneltti. BM de dahil olmak üzere uluslararası kuruluşların Suriye'de gerçek bir ilerleme sağlayamadığı ve yapılan girişimlerin yalnızca söylemlerden, sonuçsuz toplantılardan ve etkisiz güç gösterilerinden ibaret kaldığına vurgu yapıldı. Bu süreçten dersler çıkarılabilir, ancak bu kuruluşlara güvenmek gerçekçi değil. Neticede Suriye Ulusal Konferansının şeffaflık ilkelerine bağlı kaldığı ve uluslararası aktörlerle iletişime herhangi bir kısıtlama getirmediği ve getirmeyeceğine de değinildi.

Doha’da Aljazeera’nın Gazze Savaşından Suriye'deki Değişime: Orta Doğu'da Değişen Dinamikler toplantısında da bilhassa Nusayrilerin hukukuna yönelik muhtemel ihlallere dair uyanıveren hassasiyetler de gündeme geldi. Seydnaya ve Tedmur zindanlarında 30 yıl her türlü haksızlığa ve işkencelere maruz kalmış yaşlı bir Suriyelinin tecrübelerini anlatışı oldukça etkileyiciydi. Sözlerinin sonunda her anı insanları ağlatacak bir dram olan o Suriyeli Esed’in uygulamalarının tamamen mezhepçi olduğunun asla gözardı edilmemesi gerektiğini, buna kendi yaşadıklarının her anında bizzat kendisinin şahit olduğunu anlattı. Kendisine veya gördüğü başkalarına işkence edenler mezhepçi kin ve nefret duygularıyla kendilerine sövmekten geri durmadıklarını söyledi. Buna rağmen bütün bu yaşanmışlıkların asla bir mezhep olarak Nusayrilere karşı bir rövanş veya intikam siyasetine yöneltmemesi gerektiğini de kaydetti.

Bizde de 54 yıl boyunca mezhepçi kin ve nefret siyaseti gütmüş olanlar adına bugün uyanıveren hassasiyete karşı güvence yine devrimci yönetimin inancı ve kültürüdür.

Eskiden rejimin mezhepçi saiklerle de irtikap ettiği katliamlara, insanlık suçlarına doğrudan ve bilerek isteyerek iştirak etmiş suçlulara yönelik hukuki takibat yok mu? Olmaz mı? Olmaması düşünülebilir mi? Ama bu takibat asla belli bir mezhebi mensubiyeti hedef almıyor. Esed rejiminin sistematik suçlarına karışmış, devlette görev yapmış Sünniler de var ve onlar da bu takibattan Sünni diye muaf tutuluyor değiller.

Var olan hukuki takibat, rastgele bir intikam hareketine dönüşmeden, tamamen hukuk çizgisinde kalmak üzere artık bizzat devlet tarafından bir hukuki yargılama işlemi olarak üstlenilmiş durumda. Ayrıca Esed rejiminin bu kullanımından Nusayri kesimi de fazlasıyla mustaripti. Esed onları kendi iktidarı için kullandığı kadar onları kendi iktidarına ortak etmiş değildi. Bilakis onları en büyük cürümlerinde öne sürdüğü halde onlara hiçbir hayat ve gelecek vaat etmedi. Esed rejiminin halkına reva gördüğü sefaletten onlar da nasiplerini alıyorlardı. Zaten Esed’in yönetim anlayışı bir devlet yönetmekten çok uzak, bir mafyatik suç örgütünün yönetim mantığına kadar tenezzül etmişti. Devlet eliyle kurulmuş olan uyuşturucu fabrikalarının üretimleri başta Körfez ülkeleri olmak üzere bütün dünyanın en büyük sorunu haline gelmişti.

YAZININ DEVAMI

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yolsuzluktan da daha vahim olanı 02 Nisan 2025 | 199 Okunma Bayramı hak etmek veya idrak etmek 31 Mart 2025 | 28 Okunma Ramazan bu yıl da bizi böyle ağırladı: Gazze, Suriye, Sudan 29 Mart 2025 | 50 Okunma İmamoğlu’nun ardından gerçekten kim ağlıyor? 26 Mart 2025 | 698 Okunma Kadir Gecesinde neyi arıyoruz? 24 Mart 2025 | 201 Okunma