“Seherlerde kuşlar ile...”
Gün nasıl da yutuyor haziran gecelerini. Karanlığın içinde tarihi mezarlığın bağrında öten bülbül, Göksu deresinin ayazında çiğ damlacıklarıyla örtünmüş gül, sessiz...
Gün nasıl da yutuyor haziran gecelerini. Karanlığın içinde tarihi mezarlığın bağrında öten bülbül, Göksu deresinin ayazında çiğ damlacıklarıyla örtünmüş gül, sessiz hışırtılar içinde kokusunu salan ıhlamur çiçekleri...
Gecenin içine düşmüş bir inci var, belli belirsiz parıltılarını saçıyor. Rüzgarda bir hüzün, tepelerin ardında uzun ayrılıklara hazırlanan. Mutfaklarda telaş. Açık pencerelerden duyulan çatal bıçak sesleri.
“Seher vaktinin yeliyiz” diyen Eskişehirli Sadık Aziz’in (ks) sözleri dolduruyor irfan soframızı: “Sırr-ı hakikat diliyiz / Mecnun’a Leyla eliyiz / Biz Şabani bülbülüyüz / Vahdet bağının gülüyüz...”
Sahurda tabağımızdakilere veda ederek başladığımız oruç mevsimi, bugünkü iftarda tabağımızdakilere kavuştuğumuzda geçip gitmiş olacak. Vaktin girişini çıkışını seyretmekle yetinmeyenlerin şahitliğidir iftardan sahura Ramazan. Gecenin gündüze dönüşmesini, gündüzden gecenin çıkmasını tefekkür ederek gönül semalarında vakti ihya etmeye niyetli olanların rızkına şükürdür.
Anın içinde demlenirken sahur bereketleniyor hiç durmadan. İki lokma ekmek, zeytin derken bir yanıyla yediklerimizin kana karışarak bize kuvve oluşundaki sırra yaklaşıyoruz. İçimizde bize rızık olan tüm yediklerimiz. Ki topraktan geliyor. Ve dışımızda / misal kabrimizde, konulduğumuz toprakta bizi yiyecek mahlukata rızık oluşumuz.
Bu döngüde temizlene temizlene, kimse bizde yiyecek bir şey bulamayacak olduğunda, rızık bittiğinde, yiyen yediği ve yediren bir olacak. Ömrün sonu! İşte bir yanıyla da ölüm dirim provası iftardan sahura.