Ne ırkçıyım ne de terör sevici… Ülkücülük ırkçılık mıdır?
Ömrü hayatımda hiç ırkçı olmadım. Kürtlüğümün hep ayırdında oldum. Kürt aidiyetimi inkar edenlere ve ana dilim olan Kürtçemi yasaklayanlara karşı hep mücadele ettim. Amin Maalouf’un dediği gibi, Kürt inkarı döneminde o yüzden Kürt aidiyetim hep görünür oldu. Bir de İslami aidiyetim. Zira Jakoben-otoriter din karşıtı laikçilik ideolojisi dolayısıyla İslami aidiyetim “irtica” olarak görülüp baskılandığı için ve dahi ben de o aidiyetime sahiplenip mücadele ettiğim için. Ne İslami aidiyetimi ne de Kürt
Ömrü hayatımda hiç ırkçı olmadım.
Kürtlüğümün hep ayırdında oldum.
Kürt aidiyetimi inkar edenlere ve ana dilim olan Kürtçemi yasaklayanlara karşı hep mücadele ettim.
Amin Maalouf’un dediği gibi, Kürt inkarı döneminde o yüzden Kürt aidiyetim hep görünür oldu.
Bir de İslami aidiyetim.
Zira Jakoben-otoriter din karşıtı laikçilik ideolojisi dolayısıyla İslami aidiyetim “irtica” olarak görülüp baskılandığı için ve dahi ben de o aidiyetime sahiplenip mücadele ettiğim için.
Ne İslami aidiyetimi ne de Kürt aidiyetimi hiç saklamadım.
Her yerde sahiplenip savundum.
O yüzden “İslamcı Kürtçü” diye yaftalandım.
Peki Kürtçü müydüm, Kürt ırkçısı mıydım?
Asla!
Ömrü hayatımda hiç ırkçı olmadım.
Irkçılığı/kavmiyetçiliği cahiliye pisliği olarak gören İslami anlayışım hep en önde oldu.
Benim yegane ölçüm, Kur’an oldu.
Peygamberin o ilahi öğreti doğrultusunda dedikleri oldu, ortaya koyduğu pratik oldu.
Veda Hutbesi rehberim oldu.
İman eden herkesi kardeşim bildim.
“Mü’minler ancak kardeştirler” ayetini düstur edindim.
İlayı kelimetullah davasına gönül vermiş herkesi kendimden bildim, kendimi de onlardan bildim.
Ümmet anlayışımı bu düstur belirledi.
Habeşli zenci köle Bilal’i kendi kavminin efendisi olan ve dahi amcası olan Ebu Leheb’e tercih eden Peygamberimizin tercihi ve tutumu benim için yegane yol gösterici oldu.
“Ümmetçi” dediler akıllarınca yaftalamak için.
Benim Kur’an’dan ve Peygamberimizden düstur edindiğim bu anlayışın adı “ümmetçilik” ise bunu şerefle üstümde taşıdım ve her yerde şerefle savundum.
Çünkü ben o Fransız tipi ulus ve ulusçuluk anlayışına karşı çıkan biriyim.
Fransız tipi vatandaşlık anlayışına da.
Ben yalnızca akidemin öngördüğü çerçeveyi esas alanlardanım.
Hiç kimseyi içine doğduğu kavmi-ırki aidiyetinden dolayı ne değerli görürüm ne de değersiz.
Değer anlayışını mensup olduğu ırka-kavmiyete veya ulusa dayandıran etnik milliyetçi ve ırkçı anlayışların tümüne karşı çıkan biriyim.
Kavimlerin-ırkların farklı olmasını Kur’an’da belirtildiği üzere, birbirimizi tanımak için olduğuna inananlardanım ben.
Hiç kimseye mensup olduğu kavim ve ırkın veya ulusun bizatihi değer veya üstünlük katmayacağına inananlardanım ben.
Ben bir Kürdü sırf Kürt olduğu veya bir Türk’ü yalnızca Türk olduğu için sevmek gerektiğine inananlardan hiç olmadım.
Kürdün ezildiği her yerde Kürt oldum.
Türk’ün ezildiği her yerde de Türk oldum.
Hep mazlumdan yana oldum.
Mazlumun dinine ve ırkına bakmadım.
Hep zalimlere karşı çıktım.
Zalimin dinine ve ırkına bakmaksızın.
Benim nazarımda Müslüman bir Türk, Müslüman olmayan bir Kürt’ten evladır.
Benim nazarımda adaletli bir Hristiyan zalim bir Müslümandan evladır.
Hep şuna inandım: Kim ki içine doğduğu kavmi-ırkı veya ulusu üstün ve değerli görüyorsa işte o cahiliye pisliği üzerdir.
Hiç kimse ne sadece Türk olduğu için değerlidir ne de Kürt olduğu için.
Değer ideolojisini bu tarz Türklük ve Kürtlük üzerinden kuranlara hep eşit ölçekte karşı çıktım.
O yüzden Türklük üzerinden ırkçılık yapanlar da rahatsız oldular benden, Kürtlük üzerinden ırkçılık yapanlar da…
Türklük üzerinden ırkçılık yapanlar beni “Kürtçü”, Kürtlük üzerinden ırkçılık yapanlar da beni “Türkçü” diye suçladılar.
Türk’e ve Kürt’e akidemizin dışında Fransız tipi ırkçı-ulusçu anlayış giydirmeye çalışanlar benim akide ve kültür temelli Türklük ve Kürtlük tanımımdan rahatsızlık duydular.
Türk’le Kürdü kardeşleştirip bir kılan ve bir tek millet kılan akide ve kültür temelli millet ve milliyet tanımımızdan fena halde rahatsızlık duydular.
Aziz Türkçemiz ile aziz Kürtçemizin kol kola girmesinden ve birlikte halaya durmasından rahatsızlık duydular.
Türk’ü sadece Tanrı dağına hapsetmek isteyen anlayış ile Kürt’ü Malazgirt ve Çanakkale ruhundan kopartıp seküleştirmek isteyen anlayış o yüzden bize karşıtlık temelinde birleşebildiler.
Ben bu akide ve kültür temelli anlayışım gereği yüksek sesle “Biz hem Türk’üz hem Kürt’üz, biz birlikte Türkiye’yiz!” dediğimde o yüzden hep birlikte şahsımıza kin kustular.
Varsın kussunlar.
Biz onları kendi düşmanınız olarak görenlerden değiliz.
Anlayışımız farklı bile olsa biz hep birlikte Türkiye olduğumuzu savunanlardan olmayı sürdüreceğiz.
Benim akide temelli kardeşlik anlayışını eksene alan ve takva dışında hiçbir üstünlükçü ölçüte inanmayan anlayışım, dahası bu şekilde düşünen herkesi bir büyük milletin evlatları olarak gören anlayışım çok şükür ırkçılıktan beri bir anlayıştır.
İslamiyet’le özdeşleşmiş bir Türklük tanımından asla rahatsızlık duymadım, duymam.
Sözünü ettiğim akide ve kültür temelli Türk tanımına da “Türk milleti” tanımına da can kurban.
Ama ırkçılıkla ve Fransız tipi ulusçuluk anlayışıyla buluşan Türkçü anlayışa da Kürtçü anlayışa da karşıyım.
Ömrü hayatımda terörden yana olmadım.
Terör sevicisi hiç olmadım.
Terörün her türüne şiddetle karşı çıktım.
Terör örgütlerinin tümüne de.
O yüzdendir ki yıllar yılıdır PKK terör örgütünün ölüm listesinde olan bir Kürt’üm ben.
Ama o birileri beni “terör sevici” diye yaftalamayı varsın sürdürsünler,
Tıpkı “Kürtçü-bölücü” olarak yaftaladıkları gibi.
Umurumda değil.
Çünkü ne ırkçıyım ne de terör sevici.
Ama ırkçı olanlar kendileri gibi bilmeye varsın devam etsinler.
ÜLKÜ OCAKLARI IRKÇI MIDIR?
Rahmetli Alparslan Türkeş’in Ziya Gökalp eksenli milliyetçilik anlayışının ırkçılık içerdiğine zinhar inananlardan değilim.
Bilge lider Dr. Devlet Bahçeli’nin milliyetçilik anlayışının da akide ve kültür temelli, yani ırkçılıktan tamamen beri bir milliyetçilik anlayışı olduğuna yürekten inanan biriyim.
Bilge Lider’in temsil ettiği milliyetçilik anlayışının birleştirici olduğuna hiç kuşku duymayanlardanım.
Kürt Selahaddin ile Türk Alparslan’ı aynı milletin şerefli evlatları olarak bilip baş tacı eden ve günümüzde de Alparslan’ın torunları ile Selahaddin’in torunlarını aynı akide ve ruh ekseninde birleştirmeye çalışan bilge lider Bahçeli’nin milliyetçilik anlayışının ırk-ırkçılık veya Fransız tipi ulusçuluk temelinde olduğunu varsayanlar bühtan etmiş olurlar.
Hakikatin tahrifi olur bu.
Cumhur İttifakı çatısı altında yüreklerimizi bedenlerimizle beraber kılmamızdan rahatsızlık duyanlar benim geçen hafta memleketim Adıyaman/Kahta’da Ülkü Ocakları’nın açılışına katılıp konuşma yapmamdan duydukları rahatsızlık, ne kadar doğru yolda olduğumuzun göstergesidir.
Alparslan’ın torunlarıyla Selahaddin’in torunları aynı akide, aynı dava, aynı ülkü ve aynı ruh etrafında bir araya geliyorlar.
Bir ve beraber oluyorlar.
Birlikte Türkiye oluyorlar.
Ama o birileri bundan rahatsızlık duyuyorlar.
“Mehmet Metiner gibi Kürtçü ve terör sevici biri nasıl Ülkü Ocaklarında konuşturulur” diyorlar.
Akıllarınca benim üzerimden ülkücüleri kışkırtmak istiyorlar.
Birileri de “Mehmet Metiner Türkçü olmasaydı konuşturulur muydu?” diyorlar.
Çok şükür ne sizin gibi Türk’üz ne de Kürt.
Biz Alparslan gibi Türk ve Selahaddin gibi Kürt’üz.
Ve siz isteseniz de istemeseniz de Alparslan’ın torunlarıyla Selahaddin’in torunları o ortak ülkü etrafında bir araya geleceklerdir.
Tam da zamanıdır.